Pedro Almodóvar, yeni filmi “Autofiction” ile Cannes Film Festivali’nde bir kez daha Altın Palmiye adayları arasında yer aldı. Ancak film, güçlü yönlerine rağmen yönetmenin kendi dünyasının dışına taşmakta zorlanıyor.
102 yıllık tarihiyle Türkiye’nin en güvenilir gazetesi. Tıkla ve favori kaynaklarına ekle
Sanatçıların, dolayısıyla da sinemayı önce sanat olarak gören, en azından böyle bir kaygısı olan yönetmenlerin, farklı dozlarda benmerkezci olmaları doğaldır. Bir noktada, temel sanatçı haklarından biri de bu olmalıdır zaten.
Önemli olan, zaman zaman gözlerini kendi göbeklerinden kaldırarak çevrelerini de geniş açılı merceklerle gözlemlemeyi de unutmamalarıdır. Bu beklenti de sinemaseverlerin temel haklarından biridir. Geçmişi başarılı filmlerle dolu, kimine göre dahi İspanyol yönetmen Pedro Almodovar (1950), 1999’da mizansen ödülü kazandığı ilk katılımından bu yana, Cannes’da yedinci kez “Altın Palmiye” adayı oluyor… Ve bu ödülü yine kaçıracak gibi gözüküyor, ne yazık ki.
Ne yazık, çünkü Almodovar’ın 23’üncü filmi olan “Autofiction” (Otobiyografik Kurgu) incelikli senaryosuyla, iyi oyuncularıyla, ustalıklı mizanseniyle ve kendi kendisiyle dalga geçebilen mizahi yaklaşımıyla, hem derin hem de hafif olabilen güzel bir film. Ancak konusuna yeni bir ışık tutamadığı gibi, geniş bir bakış açısı da getiremiyor. Senaryo yazmaya çabalayan iki yönetmenin koşut öyküleri (biri kült filmler çekmenin ötesine henüz geçememiş genç kadın yönetmen, diğeri de uluslararası üne sahip, Almodovar’ın alter egosu olan yaşlı usta) sarmaş dolaş ilerlerken, biri kendini kanıtlayamamanın, diğeri de kendini aşamamanın benzer iç sıkıntılarını yaşamakta, bir noktada, boğulur gibi olmaktadırlar. Her ikisi de yakın çevrelerindeki insanların gerçek yaşamlarından esinlenen karakterler yaratmaktadırlar. Bir itfaiyeciye tutkun genç kadın yönetmen, yaşlı ustanın gençliğinde yaşadığı bunalımlı dönemi anlatıyor olmasın sakın?

“Autofiction”
Evet, gerçek yaşamla kurgunun sonsuz gelgitleri her yaratıcılığın ana damarlarından biridir. Ancak bir başyapıt gerçekleştirebilmek için yan damarlardan da beslenmek gerekmez mi?
BARDEM DE BİR YÖNETMENİ YORUMLUYOR
Sırası gelmişken İspanyol sinemasının ikinci “Altın Palmiye” adayı Rodrigo Sorogoyen’in (1981) “El ser querido” (Sevgili Can) adlı filmine de değinmek gerekir. Javier Bardem’in yorumladığı, yıllardır ülkesinde yaşamayan usta yönetmen, uzun bir aradan sonra İspanya’da çekeceği yeni filmin başrolünü, ilk eşinden olan oyuncu kızına vermek istemektedir.

“El ser querido”
Yıllardır birbirlerini görmemiş olan baba ile kız arasında, yaklaşık 15 dakika süren ve karşılıklı yakın planlardan oluşan ilk sekans, başlı başına başarılı bir giriş bölümü. İçtenci yaklaşımı ve klasik temiz anlatımıyla dikkati çeken “El ser querido”nun başrolünde beğenilen Javier Bardem, incelikli yorumuyla erkek oyuncu palmiyesinin güçlü adaylarından biri oluveriyor.
SAVAŞ GERÇEKLERİNE UYUM SAĞLAYAN RUSLAR
Andreï Zviaguintsev (1964) ülkesinde “sakıncalı” olan bir yönetmen bugün; artık Fransa’da yaşıyor. Cannes’da ana seçkiye ikinci kez katılmakta. Günümüzde, Rusya’nın büyücek bir taşra kentinde yaşayan yüksek gelirli iş insanlarının güncel sorunlarından kesitler sunan Zviaguintsev, filmini Letonya’nın başkenti Riga’da çekmek zorunda kalmış. Riga’yı tanıyanların bile, mekânı Rusya’da herhangi bir kent gibi algılayabilmelerine de ayrıca özen göstermiş.
Zengin ya da dar gelirli herkes, yaşamını Ukrayna savaşının etkileri altında sürdürmek, uyum sağlamak zorundadır. Tuzu kuru iş insanlarının da ciddi dertleri olmaz olur mu? Vardır tabii ancak bu sorunlardan kurtulmanın kanun ve ahlak dışı bir sürü olanağı da vardır onlar için. Savaş gerçeği, her geçen gün iş dünyasının dengelerini daha fazla bozmaktadır. Örneğin, cepheye sevk edilmesi gereken yeni askerler için, her şirketten, cirolarıyla orantılı sayıda çalışanı işten çıkarmaları istenir. Kentin belediye başkanı, yakın ilişkiler içinde olduğu patronlara, “Siz uygun gördüğünüz, kolayca yerini doldurabileceğiniz kişilerin listesini hazırlayıp bana verin ki rastgele almasınlar” der.

“Minotaur”
Bu arada, patronlardan biri, karısının sevgilisinin kim olduğunu bulan şirketinin güvenlik sorumlusunu da listeye ekleyiverir. Tehlikeli olabilecek bir tanık, cepheye sürülüvermiştir. İşadamını cinayetle suçlayan somut kanıtların hasır altı edilmesi daha da kolaydır. Belediye başkanının bir telefonuyla, polislere dosyayı kapatmaları emredilir.
Adaletsizlik, sömürü, çürüme, yolsuzluk… Savaş ortamında her şey, siyasi ve ekonomik güçleri ellerinde tutanlar için çok daha kolaydır. Sıradan vatandaşların uyum sağlamak ya da başkaldırmaktan başka seçenekleri yoktur. Boyun eğerler… Andreï Zviaguintsev, çok boyutlu, mesafeli, hatta soğuk denebilecek kadar yalın ve keskin sinema diliyle, gerçekçi tablolar çizmeye devam ediyor.
22/05/2026—13.55

