
Evlerde biriken, atılamayan ve zamanla yaşam alanlarını yaşanmaz hale getiren eşyalar, sadece bir düzen sorunu değil, derin bir psikolojik çığlığın habercisi olabilir.
Uzmanlar, halk arasında “istifçilik” olarak bilinen dispozofobinin (biriktirme hastalığı), bireylerin geçmişte yaşadığı ağır travmalar, ani kayıplar ve kronik yalnızlık hissiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Eşyalarla Kurulan Güven Bağı
Psikolojik araştırmalar, istifçilik eğilimi gösteren kişilerin nesnelere sadece “eşya” olarak bakmadığını, onlara insani anlamlar yüklediğini ortaya koyuyor.
Özellikle çocukluk döneminde ihmal edilmiş, duygusal boşluk yaşamış veya ani bir ölüm/ayrılık gibi sarsıcı travmalara maruz kalmış bireyler, hissettikleri güvensizlik duygusunu eşyalar üzerinden telafi etmeye çalışıyor.
Atılamayan her eski gazete, kıyafet ya da kutu, aslında bireyin dış dünyaya karşı ördüğü duygusal bir kalkanı ve kontrolü elinde tutma çabasını temsil ediyor.
Yalnızlığın Somutlaşmış Hali
Sosyal çevresinden soyutlanan ve yalnızlaşan bireylerde istifçilik davranışı çok daha hızlı tırmanıyor. Uzmanlar, kişinin insanlarla kuramadığı güvenli ve kalıcı bağları, asla gitmeyecek ve onu terk etmeyecek nesnelerle kurmaya başladığına dikkat çekiyor.
Evin odalarını dolduran yığınlar arttıkça, bireyin dış dünya ile olan bağı daha da kopuyor ve bu durum içinden çıkılmaz bir kısır döngüye dönüşüyor.
Tedavide İlk Adım: Empati ve Psikolojik Destek
İstifçilik, sadece evi temizleyerek ya da eşyaları zorla çöpe atarak çözülebilecek mekanik bir durum değil. Uzmanlar, hastanın rızası olmadan yapılan temizliklerin travmayı daha da derinleştirebileceği konusunda uyarıyor.
Kesin bir çözüm için, davranışın altında yatan yalnızlık ve kök travmaların psikoterapi süreçleriyle şifalandırılması, hastaya güvenli bir alan sunulması gerekiyor.
(kardeş haber)
