ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ MART EYLEMLERİNİ DEĞERLENDİRDİ: “MÜCADELE DEVAM EDECEK”

Pek çok üniversitede gençler, kendi kuşakları için kampüslerinde ilk defa bu denli kitlesel eylemlere bir önceki mart ayında şahit oldu. Ankara ve Kayseri’den öğrenciler 1 sene sonunda kampüslerde kalanı anlattı.

Geleceğe dair umut kazandık

Bilkent Üniversitesinden öğrenciler

Yakında 19 Mart’ın birinci yıl dönümü var. Açıkçası o zamandan bugüne kadar gerçekleşenler; dünya gündemi, ülke gündemi ve benzeri durumlardan ötürü nerdeyse 10 sene önce yaşanmış gibi hissettiriyor. Halk arasında popüler olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ile başlayan olaylar o dönem benim gibi birçok öğrencinin protesto hakkını kullanmasına sebep olmuştu. Ama bence “Ben 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu için değil, yıllardır parça parça kaybettiğimiz demokratik sistemi korumak için protestolara katıldım” desem hem kendim hem de o zamanki öğrenciler için konuşmuş olurum.

19 Mart öncesinde, ülkede aşırı baskı ortamı ve yoksullaştırma politikaları varken büyük çaplı eylemlerin olmamasından dolayı depresif bir politik haldeydim. Bir şeyler yapmak istiyordum ama nasıl yapılır, fikrim yoktu. 19 Mart süreci insanların aslında o kadar da pasif olmadığını, birçok kişinin de bir şeyler yapmak isteyecek kadar rahatsız olduğunu bana gösterdi. Bir manada ufak da olsa geleceğe dair bir umut verdi. Bunun yanında politik mücadele açısından da bir sürü tecrübe kazandırdı.

Bunun yanı sıra bu protestolarda hiçbir fark gözetmeksizin bu ülkenin vatandaşları, gençleri ve en önemlisi öğrencileri olarak aramızdaki dayanışmayı görmek, bu ülkede ve dünyada bir şeylerin değişebileceğine, değişemeyeceği durumda bile birbirini o ana kadar tanımamış olan insanların ortak bir bilince sahip olup hakları için ellerinden geleni yapabileceğine inandım. Her ne kadar demokratik haklarımız her gün elimizden biraz daha kayıyor olsa da bu ülkenin gençleri olarak her şeyi yoluna koyabileceğimize inanıyorum.

Bu süreç gençleri birbirine yaklaştırdı

ODTÜ Öğrencisi Vera

19 Mart sürecinde gençlik olarak sokağa yansıyan temel taleplerimiz demokratik, bize bir gelecek vadeden, özgür ve insanca yaşanabilir bir ülke ve tüm ülke yönetiminin kararlarının çıktığı o iki dudağın sahibi Recep Tayyip Erdoğan’ın istifasıydı.

Biz gençler olarak AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’dan başka bir yönetici de bu denli büyük eylemlilik de görmedik. Bu yüzden, beklentilerimiz de oldukça yüksekti. 19 Mart’ın sonuçları hedeflediğimiz gibi olmasa da bu umutsuzluğun aksiyon almayı engellememesi çok önemli. Bu tek adamın, gençliğin birkaç gün kampüslerinde, sokaklarda gaz yemesiyle kolay devrilmeyeceğini; bunun uzun soluklu bir süreç olduğunu bilmek gerektiğini düşünüyorum. Ülkenin ana muhalefet partisinin genel olarak gereken tutumu göstermediğini, ihtiyaç duyulan gücü koymadığını düşünüyorum.

Sermaye sahibi olmayan halkın büyük kesimi de ayaklanabilseydi, kesinlikle sonuçları daha farklı olurdu.

Sorunun yalnızca AKP’de değil, sistemde olduğunu görmek ve işçi sınıfının ve gençliğin kurtuluşunu yine yalnızca tek adamın devrilmesinde değil; tüm bu sistemin değiştirilmesinde bulmak, bunun da iki hafta sokağa çıkmakla bitmeyebileceğini bilerek mücadeleye devam etmek önemliydi.

Örgütlülük düzeyi de yeterli değildi ve insanların kendi sözlerini söyleyeceği alanlar kurulamıyor ya da verimli kullanılamıyordu. 19 Mart eylemlerinin kazandırdığı en önemli kazanımın halk ve özellikle gençlik olarak gerektiğinde birleşebildiğimizi ve birlikte hareket edebildiğimizi görmek olduğunu düşünüyorum. Forumlar, ÖTK vs. öğrenci meclisi tartışmaları gibi. Gençliği de birbirine yakınlaştırdığını gözlemliyorum. Kalıcı mekanizmalar kurulmaya ve var olanlar güçlendirilmeye çalışıldı. Yıl dönümüne yaklaşırken durumun istediğimiz düzeyde olmasa da 1 yıl öncekine göre daha farklı olduğunu görebiliyoruz. Ülkedeki ve dünyadaki durumun daha iyi olmadığını, aksine her geçen gün daha da kötüleştiğini biliyoruz.

Ben aynı zamanda kişisel olarak en önemli kazanımımın örgütlenmek olduğunu düşünüyorum. Ne kadar karşı bir duruş sergilesem de kendimi politik biri olarak tanımlasam da bireysel bir tepkinin bireysel kaldıkça bir yere varmayacağından emin oldum; mücadelemi büyütmek, öfkemi doğru yere doğru yolda akıtmak, bu düzene karşı bir şeyler yapmak ve bu hayatı iyileştirmek istiyorsam da örgütlenmenin kesin bir gereklilik olduğunu kavradım.

Baskılar beni çare aramaya itti

ODTÜ İnşaat Mühendisliği Öğrencisi Zeynep

Temel talepler her ne kadar 19 Mart sürecinin başında Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere siyasi tutsakların serbest bırakılması olsa da ilerleyen süreçte protestoların güçlenmesiyle beraber gençlik kendi gücünün farkına vararak taleplerini ileriye taşıdı. Baskı ve yasaklara karşı özgürlük mücadelesine dönüşen kitlesel eylemler gerçekleşti.

Süreç birçok genç gibi benim de daha önce şahsen tanık olma fırsatına erişemediğim bir birliktelik ortamı oluşturdu. Gezi ile kıyaslanıyor ancak o döneme kıyasla 19 Mart sürecinin gençlerin direksiyonu daha çok eline aldığı bir dönem olduğunu söylemek bence mümkün. Eksiklikler ve keşkeler açısından, pratikteki bilgisi eksik ve örgütlülüğü yetersiz bir grubun değiştiriciliği ne kadar yüksek olabilir sorusu daha doğru bir yere ilerletiyor bizi. Eylemlerin içeriği, akademik boykotların yeterince geniş kapsamlı olmaması, protestoların gençlik kesimine sıkışıp kalması gibi sorunlar vardı. Bunlar zaten örgütlü bir halk desteği olmadığı sürece sonuç verebilecek olaylar değil. 19 Mart süreci bizlere gösterdi ki sistem bizi her ne kadar baskılamaya çalışsa da sorunlar kişisel değil politik. Bunun bilincinde olarak protestoları öfkemizle değil birleşme gücümüzle şekillendirsek daha uzun soluklu bir mücadele verebilirdik.

19 Mart benim hayatımda da o dönem aktif olan/olmaya çalışan herkes gibi bir şeyleri değiştirdi. Gördüğümüz polis şiddeti psikolojik olarak büyük zararlar oluşturdu. Bunun etkilerini ilk birkaç ay hayatımda çok sert bir şekilde hissettim. Kampüsümüz ablukaya alındı, milletvekillerinin ziyaretinden birkaç saat sonra polis atanmış rektörle iş birliği yapıp operasyon düzenledi. Baskılar bununla sınırlı değildi. Yurtlarımızda elektrik ve sıcak su kesintileri yaşadık. Sıkıştırılabileceğimiz her alandan sıkıştırılıyorduk. Ancak bu baskıların sonucu benim hayatımda umutsuzluğa kapılmak değil de çare aramak oldu. Kimlik siyasetinin, talep mücadelesinin veya sosyal patlamaların bu sistemdeki sorunları çözmeye yetmeyeceğini anladım. Sistemin kendisini değiştirmek gerekiyordu, bunun da ancak yine sistemin karşısında, örgütlü mücadelede bulunmak olduğunu öğrendim.

Mücadeleyi hayatımızın her alanına taşımaya çalışıyoruz

ODTÜ Metalürji ve Malzeme Bilimi Mühendisliği Öğrencisi Şervan

İlk olarak Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere siyasi tutsaklara özgürlük, üniversiteli öğrencilerin atanmış rektörlerin istifasını istemesi ve halkın birçok kesimini etkileyen Saray rejiminin dayattığı ekonomik politikalar ve bu politikaları karşılamayan öğrenci burslarına zam gibi öğrencilerin geçinmesini amaçlayan talepler öne çıkmaktaydı.

O dönem ODTÜ’de eylemlerden başka bir şey konuşulmuyordu. Ancak bu dönemin etkisinin bir noktada havasını yitireceğini öngörmeli ve bunu önlemek adına bu eylemliliği sonrasında da kalıcı ve sistematik bir mücadele verecek mekanizmalara dönüştürmeliydik. Bu konuda ODTÜ’de bazı bölümlerde kurulan ÖTK’ler bunun örnekleri. Bir diğer farklı yapmamız gereken şey ise, mücadeleyi sadece ODTÜ’de A1 kapısında değil, İstanbul’da Saraçhane’de değil; o mücadeleyi bölümlerimize, yurtlarımıza veya evlerimize de götürmekti.

Sık sık 19 Mart’ın kazanımları olmadığı söylenir ama tam tersine şu yönden de düşünmek gerekir: 19 Mart’ta bu eylemlilikler olmasa neler olurdu? Bu soru dönemin kazanımlarını anlatmaya yetiyor. Buna ilaveten, polisin halkın polisi olduğuna dair yanılgının gözler önüne serilmesi, gençlerin devrimci gücünün farkına varması, eylemlerde hiç tanışmadığımız insanlarla dayanışmak. Benim açımdan ise en önemli etki öfkemi bir örgütlülüğe dönüştürmek oldu.

19 Mart örgütlü olmayı öğretti

Abdullah Gül Üniversitesi öğrencisi

Kayseri – 19 Mart sabahı İmamoğlu’nun hem diplomasının iptaliyle hem de tutuklanmasıyla başlamıştı. Sonrasında hem özgürlük için hem de adaletsizliğin beni de bulacağını düşünerek her genç gibi Kayseri’de hem CHP’nin organize ettiği hem de Emek Partisinin örgütlediği eylemlere arkadaşlarımla sosyal medyada görüp katılmıştım.

Taleplerimizi duyurmak ve daha iyi bir gelecek için bu eylemin Kayseri gibi illerde yapılması şarttı. Görünürde karmaşık bir eylem değildi. Taleplerimizin duyulduğu bir ortam yaratılmıştı ve bu ortam polisler tarafından bastırılamıyordu. Seslerimizi ancak bu yürüyüşle duyuracağımızı biliyorduk. Kayseri’de bile bu kadarını tahmin edememiştim.

Okuduğum Abdullah Gül Üniversitesinden birkaç arkadaşımla eylemlere katılmıştım. Sesimizi en iyi örgütlü bir eylemle duyurabilmiştik ve bizim de örgütlenmemiz lazım diye düşünmüştük. Okul içinde oluşturduğumuz 19 Mart grubuyla ileriye dönük eylem planları yapmıştık ve yönümüzü 1 Mayıs’a çevirmiştik.

Örgütlü bir yapıda hem gelecek hem de eylemlerde ortak bir talep etrafında birleşip sesini daha yükseğe çıkarma refleksine sahip oluyorsun. Örgütlülük tam bu noktada öne çıkıyor ve değerleniyor. Türkiye’de ses çıkarmak ve taleplerini duyurmak artık çok önemli. 19 Mart’ta bunu gördük. 19 Mart’ın bana ve bizlere kattığı en büyük öğreti örgütlülüğün önemi olmuştur.

https://www.evrensel.net/haber/5975074/universite-ogrencileri-mart-eylemlerini-anlatiyor-simdi-mucadeleyi-her-yerde-orecegiz

14.03.2026—2.30

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir